Yapılması Yahut Yıkılması Gereken Köprü: TERCÜMAN

Yapılması Yahut Yıkılması Gereken Köprü: TERCÜMAN

İletişmek

İnsanoğlunun ve havva kızının dünyaya “Merhaba” ( belki Hi, Bonjour, Hallo, Hola, Ciao, Ni Hao, Kon’nichiwa, Marhaba, Assalamau Alaykum demişlerdir, belki de bizim için önemsiz ama onlar için hıçkırık kadar önemli birses çıkarmışlardır) dediği günden beri bin bir farklı yöntemle iletişmeye çalışıyoruz. Kelimelere sarılıp var gücümüzle olanı ama bitmeyeni belki de hiç başlamamış sonları yazıyoruz, hayal gücümüze güvenip çiziyoruz, sabah seherinde bize susuzluğumuzu hatırlatan çiğ tanesinin fotoğrafını gözlerimizle çekiyoruz, bir akşamüstü eve yorgun dönerken dolmuşta sevdiğimiz şarkı çalınca dikiz aynasından bakıp şoföre gülümsüyoruz. Bazense sessizliğimizi dış dünyaya siper edip iç dünyamızda avaz avaz susuyoruz (ayrılmak nasıl sevdaya dâhilse susmak da iletişmeye dâhil). Bunca eylemi iletişmek adına yaptığımızın farkında olmasak da demek istediğim duyu organlarımızı sürekli iletişime hazır ve nazır bulunduruyoruz. Ama içlerinden biri var ki terazinin gözünde tek başına durmasına rağmen diğerlerinden ağır basıyor. Çok harfli, yukardan aşağıya, sağdan sola bin bir kombinasyonlu mastar ekli bir kelime:

Konuşmak

Konuşmak; yürümekten sonra öğrendiğimiz en temel becerilerden biridir. Bu yetiyi yazma hatta kendi başımıza yemek yeme gibi birçok temel beceriden çok daha önce kazanırız. Zamanla iletişim özellikle sözlü iletişim hayatımızın merkezine oturur. Konuşarak kendimizi tanımlamaya, insanlarıysa tanımaya çalışırız. Ancak konuşmanın mümkün olmadığı durumlarda yani dil engelleriyle karşı karşıya kaldığımızda kendimizi Robinson Crusoe gibi ıssız bir adada yapayalnız hissederiz. Çünkü biz ve karşıdaki kişi arasına yan yana gelince hiçbir taraf için mesaj oluşturmayan düzensiz (kendi içinde düzenli) harf dizileri girmiştir. Hedefle uzak düşmüşüzdür. Bizi alıp sapasağlam o kişiye götürecek bir vasıtaya ihtiyaç duyarız. Ya da bu iki dünyayı birleştirecek bir köprüye. Öyle bir köprü olmalı ki üstüne çıktığımızda sallanmamalı, yolu dolandırmamalı, en kısa yoldan bizi hedefe ulaştırmalı. İki yakayı bir an önce bir araya getirmeli yani bağdaştırmalı.

Bağdaşmak

Sanırım bir tercümana yakışan en güzel ifade “köprü görevi görmek”. İnsanları, coğrafyaları, ülkeleri ve hatta zamanı; geçmişi geleceğe ve günümüze bağlayan köprüler. Tercümanların kurduğu köprüler sayesinde bir kitabın kapağını açtığınızda size kendi gezegeninden seslenen Küçük Prens, yüzyıllara meydan okuyan İsa, Muhammed, Musa… Hangi türden olursa olsun odamızda bir tercüman sayesinde ses bulur. Anlaşılmaz olan onca dize Shakespeare’in sonelerine dönüşür. İki ülke arasında önemli adımlar atılırken tüm dünya buna anbean şahit olur. Kısacası tercüman üstlendiği vazifeyi bin bir koşulda ve ortamda da olsa layığıyla yerine getirmeye ve sizi doğru bir şekilde karşıya geçirmeye çalışır.

Kendime hep Hayatta iki türlü köprü vardır: Yapılması ve yıkılması gerekenler derim (ya da bir başkası demiştir bana; tercüman biraz da referans vermeden alıntı yaparım korkusuyla köprüden her geçene kimlik sormaktır). Daha önceki deneyimlerinizi bilemeyiz ama eğer köprü yapacaksanız malzemeden kısmayın, eğer yıkacaksanız da erteleyerek zamanınızı daha fazla harcamayın. Sizleri NOVA ailesine “Merhaba, Hi, Bonjour, Hallo, Hola, Ciao, Ni Hao, Kon’nichiwa, Marhaba, Assalamau Alaykum” demeye bekliyoruz. Bu yolculukta sizleri hedef kitleye ulaştırmakla yetinmeyip hedef kitleyi sizle ortak paydada buluşturacağımıza şüpheniz olmasın.

Bünyemizde her türlü tercüme ihtiyacınızı karşılayacak nitelikli tercümanlarımız bulunmaktadır. Soru ve fikir alışverişleriniz için bizimle iletişime geçebilir, kendi dilinizde bizimle köprü kurabilirsiniz. Şimdilik…

Hoşçakalın, Goodbye, Au revoir, Tschüs, Addio, Adiós, Kalimera!

Paylaş: